Diyabet ilacı metformin, milyonlarca kişi tarafından kullanılıyor ve bilim insanlarının dikkatini yaşlanma süreçleri üzerindeki olası etkisiyle çekiyor. Araştırmalar, hücrelerin yenilenmesine yardımcı olabileceğini ve yaşa bağlı değişiklikleri yavaşlatabileceğini gösteriyor. infohub.kz sitesi bildiriyor.

Bilim insanları, hücresel ve moleküler düzeyden hayvan ve insan çalışmalarına kadar uzanan yıllar süren deneylerin sonuçlarını özetleyerek metforminin yaşlanma ve uzun ömür üzerindeki etkisine dair bütüncül bir tablo ortaya koydu.

Toplu veriler, metforminin bir gerontoprotektör olarak işlev gördüğünü, yaşlanmanın biyolojik kökenlerini etkilediğini ve potansiyel olarak sağlıklı yaşam süresini uzattığını gösterdi.

Mikroskobik solucanlar (C. elegans) üzerinde yapılan deneylerde metformin yaşam süresini %36-40 oranında artırdı. Farelerde ortalama yaşam süresi %5,8-20,1 arttı ve bazı tümörlerin gelişimi yavaşladı.

Yaşlanma karşıtı etki diğer hayvanlarda da gözlendi. 40 ay boyunca ilacı alan erkek maymunlarda dokular biyolojik olarak gençleşti ve beyin neredeyse 6 yıl gençleşti; bu, insan ölçeğinde 18 yıla denk geliyor.

İnsanlarda da benzer bir tablo görülüyor: Metformin kullananların biyolojik yaşı 3,4 yıl daha gençti ve ilacı kullanan diyabetli kişiler, diyabeti olmayan akranlarına göre %15 daha uzun yaşadı.

Araştırmacılar, uzun ömür bilimindeki en büyük eksikliğin, metforminin diyabeti olmayan sağlıklı yetişkinlerde etkinliğini test eden büyük ölçekli çalışmaların olmaması olduğunu belirtti.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tahminlerine göre, 60 yaş ve üzeri kişilerin sayısı 2020'deki 1 milyardan 2050'ye kadar 2,1 milyara ulaşarak ikiye katlanacak. Nüfusun yaşlanması, metabolik bozukluklar, demans, Alzheimer hastalığı ve osteoartrit gibi yaşa bağlı hastalıkların artmasına yol açıyor. Bu hastalıklar yaşam kalitesini düşürüyor ve sağlık sistemleri üzerinde yük oluşturuyor.

Bu nedenle son yıllarda gerontoloji alanı aktif olarak gelişiyor; bu bilim dalı, yaşa bağlı hastalıkları tek tek tedavi etmek yerine, yaşlanmanın kendisine neden olan biyolojik faktörlere müdahale edilip edilemeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.